Srebrenitsa’ya Dair Hatıralarım: Taş Kesilmiş Acıdan Hayatın Zaferine

Bosna Hersek Reis-ül Uleması Husein Kavazovic AVAZ gazetesinde Srebrenitsa’ya dair bir yazı kaleme aldı. TUİÇ Akademi olarak bu yazının Türkçe çevirisini yayınlıyoruz.

Görev yaptığı 14 yıl boyunca, soykırım kurbanı 1.100’den fazla kişi Potocari’deki Anma Merkezi’nde ebedi istirahatgahına kavuştu. Her cenaze namazından önce, Kavazovic her bir tabutun başında dua etti; aile fertlerinin ellerini tuttu, onlara teselli ve cesaret verecek kelimeler aradı. “Avaz” için kaleme aldığı bu yazıda Reisu-l-ulema Husein Ef. Kavazovic, şehrin düşüşünden bugüne uzanan süreçte Srebrenitsa’ya dair hatıralarının bir bölümünü paylaşıyor.

Anlatılan hatıralar

Vatanımıza yönelik saldırıdan ve 1992 yılında başlayan korkunç acılardan önce Srebrenitsa’ya hiç gitmemiştim. O eski zamana dair zihnimde kalanların tamamı, sevgili dostlarımın ve tanıdıklarımın anlattıklarından ibarettir. Podrinje doğumlu bu insanlar, büyük bir gururla Srebrenitsa’ya dair hatıralarını anlatırdı; onun asil insanlarından, huzurlu mahallelerinden ve sıra dışı olaylarından canlı tanıklıklar aktarırdı. Onların anlattıkları arasında hafızama en derin şekilde kazınan imge, Srebrenitsa’nın “çiçekler şehri” olduğuydu. Hüzünlü bir özlemle, her avluda kendine has kokusu olan bir gül bahçesi bulunduğunu söylerlerdi. Bahar geldiğinde bütün şehir gül kokar; hakiki bir gençlik neşesi, coşkun bir hayat ve insanlar arasında güçlü bir sevgiyle dolup taşardı.

Ne yazık ki kader, Srebrenitsa’yı ancak daha sonra, en büyük acısı ve hüznü içinde tanımama hükmetti. Bugün bu şehirden doğrudan bildiğim tek yüz, maalesef onun bu acılı yüzüdür. Hayatta kalan insanların dehşet dolu yüzleri, suskun erkekleri ve vakur Srebrenitsa kadınlarını; özgür bölgenin kapılarında güçsüz çocuk ellerinin ve kırılgan bedenlerinin sarsıntısını hafızamdan ve ruhumdan hiçbir zaman silemeyeceğim. Eğer bu dünyada gerçek, somutlaşmış ve taş kesilmiş bir acı varsa; parmaklarınızla dokunabileceğiniz, havada hissedebileceğiniz bir acı mevcutsa, onu hiç şüphesiz burada, Srebrenitsa’da bulursunuz.

Soykırımın ardından Srebrenitsa’ya ilk gidişimi çok iyi hatırlıyorum. Srebrenitsa anneleriyle birlikte Potocari’deki Akü Fabrikası’nın soğuk ve ürpertici avlusunda kıldığımız o ilk namazı hala canlı biçimde hatırlıyorum. Secdeye vardığımızda bunun sıradan bir namaz olmadığını hissetmiştim. Bu, mezardan yükselen, gökleri yaran ve Yaratıcı katında adalet arayan hakiki, sarsıcı bir duaydı.

İnsanüstü bir mücadele

Ardından, o tarif edilemez karanlığın içinden Srebrenitsa kadınlarının ve bütün Srebrenitsa halkının büyük, kahramanca ve adeta insanüstü mücadelesi başladı. Bu mücadele, şiddetinden hiçbir şey kaybetmeden bugüne kadar sürdü. Yıllar boyunca onları büyük bir saygıyla izledim ve imanlarından beslenen olağanüstü güçlerine içtenlikle hayranlık duydum. Bu asil insanlar, sabrın mucizevi metafiziği içinde tek tesellilerini ve paradoksal sevinçlerini her yeni toplu mezarın ortaya çıkarılmasında buluyorlardı. Oğullarının ve eşlerinin kimliği tespit edilen her bedeni, bulunan ve birleştirilen her kemiği onlara bir nebze sükunet getiriyordu. Hüzünlü tabutların birbiri ardına nasıl ortaya çıktığını gördüm; bugün Potocari’de hakikatin ebedi muhafızları olarak duran beyaz mezar taşlarının uçsuz bucaksız dizilerine nasıl eklendiklerine tanıklık ettim.

Adalet uğruna verilen bu destansı mücadeleyle eş zamanlı olarak, hayatta kalan Srebrenitsalı çocuklar da yavaş yavaş büyüdü. Bu çocuklar, babasız yetimler olmalarına rağmen gayretle eğitim gördüler; erdemli insanlar olarak yetişti, kendi ailelerini kurdu ve her geçen gün daha güçlü, daha istikrarlı ve daha dirençli hale geldiler. Korkunç acı, katillerinin bütün beklentilerinin aksine, onları ne kırabildi ne de çıkışsız bir umutsuzluğa sürükleyebildi. Aksine, o küllerin ve gözyaşlarının içinden, hafıza meşalesini taşıyan ve unutmayan yeni bir nesil doğdu.

Bu nedenle, şehit kanıyla sulanmış bu mukaddes mekandan bütün kalbimle inanıyorum ki Srebrenitsa’nın ve Srebrenitsalıların zamanı, Allah’ın izniyle, asıl şimdi gelecektir. Onların atalarının ocaklarına dönüşü, hayatı ve onuru yeniden inşa etmeleri yalnızca soykırım niyetine karşı kazanılmış bir zafer değil; aynı zamanda adaletin zulme karşı üstün gelişidir. Srebrenitsa bugün bizim manevi merkezimizdir ve hayatın, imanın ve hakikatin her türlü kötülükten daima daha uzun ömürlü olduğunu hatırlatan kalıcı bir ikazdır.

Ve akıbet takva sahiplerinindir; zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.

Ve akıbet takva sahiplerinindir; zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.

Akıbet / güzel sonuç takva sahiplerinindir. (Araf 128.) Zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur; husumet ancak zalimleredir. (Bakara 193.)


TUİÇ Akademi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Sosyal Medyada Paylaş

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Tarih:

Beğenebileceğinizi Düşündük
Yazılar

Ankara Zirvesi ve NATO 3.0: İttifakın Yeni Stratejik Kimliği

8 Temmuz 2026 tarihli Ankara Zirvesi Bildirisi, NATO’nun yalnızca...

Çin Faktörü: Türkiye’nin NATO’ya Girişinden NATO’daki Geleceğine

Türkiye’nin NATO üyeliği çoğu zaman Sovyet tehdidi, Truman Doktrini...

Savaşın Sisi: Güç Sarhoşluğu Neden Hep Yanıltır?

Savaşın öngörülemezliği, savaş yanlısı siyasete karşı en güçlü argümandır....

Ankara 2026 NATO Zirvesi ve Afro-Avrasya’nın Yükselen Jeopolitiği

Atlas: TUİÇ Akademi'de bu hafta tek bir soru var:...