Atlas: TUİÇ Akademi’de bu hafta tek bir soru var: 2026’da Ankara’da toplanacak NATO Zirvesi bize ne söylüyor?
Arya: Doç. Dr. Hakan Arıdemir’in kaleme aldığı yazı, bu soruyu Afro-Avrasya’nın yükselen jeopolitiği üzerinden yanıtlıyor. Zirvenin mekânı, sembolizmi ve Türkiye’nin değişen rolü masada. Hemen başlayalım.
Ankara 2026 NATO Zirvesi ve Afro-Avrasya’nın Yükselen Jeopolitiği
7-8 Temmuz 2026 tarihleri arasında Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi, yalnızca ittifakın rutin liderler toplantılarından biri olarak değerlendirilmemelidir. Zirve, uluslararası sistemde yaşanmakta olan daha kapsamlı bir dönüşümün yansıması niteliğindedir. Son yıllarda küresel siyasetin ağırlık merkezi giderek Afro-Avrasya coğrafyasına kaymakta; Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e, Kafkasya’dan Orta Asya’ya, Körfez’den Afrika Boynuzu’na kadar uzanan geniş kuşak uluslararası rekabetin ve iş birliğinin temel sahası haline gelmektedir. Ankara Zirvesi de bu değişimin önemli göstergelerinden biri olarak okunmalıdır.
Son beş NATO Zirvesi’nin sonuç bildirgeleri incelendiğinde ittifakın öncelikli gündeminin Rusya-Ukrayna savaşı, kolektif savunma, savunma harcamaları ve Avrupa güvenliği olduğu görülmektedir. Bununla birlikte son yıllarda teknoloji güvenliği, enerji koridorları, kritik altyapılar, tedarik zincirleri ve Hint Okyanusu’ndaki gelişmeler de NATO’nun ilgi alanına girmiştir. Bu durum yalnızca NATO’nun dönüşümünü değil, aynı zamanda uluslararası sistemin geçirdiği yapısal değişimi de göstermektedir.
Bu çerçevede Çin’in yükselen küresel etkisi dikkat çekmektedir. Özellikle Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında geliştirilen ulaşım ağları, enerji yatırımları, liman projeleri ve ekonomik ortaklıklar, Çin’in etkisini Doğu Asya’nın ötesine taşımıştır. Orta Asya, İran, Körfez bölgesi, Afrika ve Akdeniz havzası artık yalnızca bölgesel aktörlerin değil, küresel güçlerin de yoğun ilgi gösterdiği alanlar arasında yer almaktadır. Yakın dönemde yaşanan İran-İsrail çatışmaları da bu yeni jeopolitik denklemin farklı boyutlarını görünür hale getirmiştir. Bu süreçte Çin’in bölgedeki ekonomik ve diplomatik varlığı, birçok stratejik çevrede daha yakından incelenmeye başlanmıştır.
Ancak Ankara Zirvesi’ni yalnızca NATO’nun değişen gündemi üzerinden okumak eksik kalacaktır. Zirvenin asıl önemi, Afro-Avrasya coğrafyasının uluslararası sistem içerisindeki artan merkezi konumunu ortaya koymasında yatmaktadır. Bugün enerji güvenliği, ulaştırma koridorları, deniz ticaret yolları, kritik madenler, yapay zekâ teknolojileri ve dijital altyapılar gibi küresel stratejik gündemlerin önemli bir bölümü Afro-Avrasya ekseninde şekillenmektedir. Ankara Zirvesi, bu nedenle yalnızca bir güvenlik toplantısı değil, aynı zamanda değişen küresel güç dağılımının bir göstergesidir.
Zirvenin Ankara’da düzenlenmesi de sembolik açıdan dikkat çekicidir. NATO’nun Türkiye’de gerçekleştirdiği son liderler zirvesi 2004 yılında İstanbul’da yapılmıştı. İstanbul, tarih boyunca Avrupa ile Asya arasındaki bağlantı noktası olarak öne çıkmış ve Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinin sembollerinden biri olmuştur. Buna karşılık Ankara, Cumhuriyet’in başkenti olarak devlet aklını, stratejik planlamayı ve ulusal karar alma süreçlerini temsil etmektedir. İstanbul daha çok Türkiye’nin Batı’ya açılan yüzünü temsil ederken Ankara, Türkiye’nin Afro-Avrasya’nın iç havzalarına dönük stratejik perspektifini yansıtmaktadır. Bu nedenle 2026 Zirvesi’nin Ankara’da düzenlenmesi, yalnızca mekânsal bir tercih değil, aynı zamanda değişen jeopolitik önceliklerin sembolik bir yansıması olarak değerlendirilebilir.
Ankara Zirvesi’nin dikkat çekici yönlerinden biri de NATO tarihindeki coğrafi konumudur. 2026 Zirvesi, NATO’nun bugüne kadar liderler düzeyinde gerçekleştirdiği zirveler içerisinde en doğuda düzenlenen zirve olma özelliğini taşımaktadır. Bu durum tek başına bir politika değişikliğinin kanıtı olarak değerlendirilemez. Ancak sembolik açıdan önemli bir gösterge niteliğindedir. Çünkü NATO’nun kuruluşundan itibaren düzenlediği zirvelerin büyük bölümü Kuzey Amerika ve Batı Avrupa ekseninde gerçekleştirilmiştir. Soğuk Savaş sonrası dönemde ittifakın doğuya doğru genişlemesine paralel olarak zirve coğrafyası da değişmiş; Prag, Riga, Bükreş, Vilnius ve İstanbul gibi şehirler NATO gündemine girmiştir. Ankara ise bu sürecin yeni aşamasını temsil etmektedir.
Bu açıdan bakıldığında Ankara Zirvesi, yalnızca NATO’nun en doğudaki zirvesi değil, aynı zamanda küresel siyasetin ağırlık merkezinin Avrupa-Atlantik alanından Afro-Avrasya eksenine doğru kaydığı bir dönemde gerçekleştirilmektedir. Karadeniz, Kafkasya, Orta Asya, Orta Doğu ve Afrika arasında yer alan Ankara’nın ev sahipliği, günümüz güvenlik tartışmalarının giderek daha fazla bu geniş coğrafya üzerinde yoğunlaştığını göstermektedir. Dolayısıyla zirvenin Ankara’da yapılması yalnızca diplomatik bir tercih değil, değişen jeopolitik gerçekliğin sembolik bir yansıması olarak da okunabilir.
Bu sembolik boyut NATO’nun zirveye ilişkin tanıtım görselinde de görülmektedir. NATO tarafından paylaşılan görselde Anıtkabir, Beştepe Millet Camii ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi birlikte yer almaktadır. Bu üç yapı, Türkiye’nin farklı tarihsel ve kurumsal katmanlarını temsil etmektedir. Anıtkabir Cumhuriyet’in kurucu iradesini, Kocatepe Camii toplumsal ve kültürel hafızayı, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ise günümüz devlet yapısını ve yürütme merkezini simgelemektedir. Bu görsel tercih, Türkiye’nin kendi tarihsel sürekliliği ve kurumsal bütünlüğü içerisinde temsil edilmesi bakımından dikkat çekicidir. Aynı zamanda NATO’nun günümüz Türkiye’sinin siyasal ve kurumsal gerçekliğini esas alan bir temsil dili kullandığını da göstermektedir.
Ankara Zirvesi’nin Türkiye açısından bir diğer önemi, ülkenin uluslararası sistem içerisindeki değişen rolüyle ilgilidir. Uzun yıllar boyunca Türkiye için kullanılan “köprü ülke” tanımlaması günümüz gerçekliğini açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Köprüler iki nokta arasında yatay bağlantı sağlar. Oysa günümüz Türkiye’si aynı anda birden fazla jeopolitik katmanda faaliyet göstermektedir.
Bu nedenle Türkiye’yi “Asansör Ülke” kavramıyla açıklamak daha isabetli görünmektedir. Asansörler farklı katlar arasında hareket sağlayan yapılardır. Benzer şekilde Türkiye de Karadeniz ile Akdeniz, Avrupa ile Asya, Türk Dünyası ile Batı ittifakı, Orta Doğu ile Afrika arasında eş zamanlı hareket edebilen ve farklı jeopolitik katmanlar arasında geçiş sağlayabilen bir aktördür. Türkiye’nin değeri yalnızca coğrafi konumundan değil, bu farklı katmanlar arasında ilişki kurabilme, etkileşim üretebilme ve gerektiğinde hızlı geçiş yapabilme kapasitesinden kaynaklanmaktadır. Bu özellik Türkiye’nin tarihsel birikiminin, diplomatik kapasitesinin ve çok yönlü dış politika tecrübesinin doğal bir sonucudur.
Türkiye’nin son yıllarda geliştirdiği Afro-Avrasya vizyonu da bu çerçevede değerlendirilmelidir. Bu vizyon herhangi bir blok siyasetine dayanmak yerine, farklı bölgesel sistemler arasında ilişki kurabilen çok katmanlı bir dış politika anlayışını ifade etmektedir. Karadeniz’den Türk Dünyası’na, Balkanlar’dan Afrika’ya, Orta Doğu’dan Asya’ya kadar uzanan geniş coğrafyada geliştirilen ilişkiler bu yaklaşımın somut yansımalarıdır.
Bu noktada dikkat çekici olan husus, Türkiye’nin Afro-Avrasya vizyonu ile NATO’nun son yıllarda genişleyen ilgi alanları arasında ortaya çıkan kesişimdir. Karadeniz güvenliği, enerji koridorları, deniz yollarının korunması, Afrika’nın yükselen önemi, Orta Asya bağlantıları ve teknolojik dönüşüm gibi başlıklar hem Türkiye’nin hem de NATO’nun gündeminde daha fazla yer almaktadır. Burada söz konusu olan durum, bir tarafın diğerine yön vermesinden ziyade, her iki aktörün de değişen uluslararası sistemin ortaya çıkardığı yeni jeopolitik gerçekliklere uyum sağlamaya çalışmasıdır.
Sonuç olarak Ankara 2026 NATO Zirvesi, yalnızca bir güvenlik toplantısı değildir. Zirve, küresel siyasetin ağırlık merkezinin Afro-Avrasya’ya kaydığı, yeni güç dengelerinin oluştuğu ve Türkiye’nin çok katmanlı bir “Asansör Ülke” olarak farklı jeopolitik alanlar arasında daha etkin bir konum kazandığı tarihsel bir döneme denk gelmektedir. NATO’nun tarihindeki en doğu zirvesinin Ankara’da düzenlenmesi de bu dönüşümün sembolik göstergelerinden biridir. Bu nedenle Ankara Zirvesi’nin anlamı yalnızca NATO’nun geleceğinde değil, değişen uluslararası sistem içerisinde Afro-Avrasya’nın yükselen stratejik öneminde ve Türkiye’nin bu yeni jeopolitik düzen içerisindeki konumunda aranmalıdır.
Ankara 2026 NATO Zirvesi, yalnızca ittifakın güvenlik gündeminin tartışılacağı bir toplantı değildir. Zirve aynı zamanda küresel güç merkezlerinin yeniden şekillendiği, Afro-Avrasya’nın uluslararası siyasetin ağırlık merkezi haline geldiği ve Türkiye’nin farklı jeopolitik katmanlar arasında hareket edebilen bir ülke olarak öne çıktığı yeni dönemin başlangıcı olarak okunmalıdır.
Yazar Hakkında
Doç. Dr. Hakan Arıdemir, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesidir. Uluslararası Hukuk, Bölgesel Deniz Jeopolitiği Meseleleri ve Uluslararası Deniz Hukuku alanında çalışmalarını sürdürmektedir. Afro-Avrasya Araştırmaları Enstitüsü’nün kurucu başkanı olan Doç. Dr. Arıdemir, ulusal ve uluslararası düzeyde birçok akademik projeye, çalıştaya ve yayın faaliyetlerine öncülük etmektedir. Türkiye’nin Afro-Avrasya vizyonu ve Türk dünyası stratejileri üzerine analizler üretmektedir.
TUİÇ Akademi sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.


