2020’li yılların başlangıcından bu yana değişik gerekçelerle, üretim, istihdam ve ihracatı yavaşlayan AB, mevcut durgunluğu ortadan kaldırabilmek ve COVID-19 salgını ve sonrasında karşılaşılan Ukrayna-Rusya savaşını takiben, AB ekonomisi üzerinde oluşan olumsuz etkileri bertaraf edebilmek ve ekonomiyi yeniden canlandırabilmek amacıyla birçok çalışma yaptı. Son olarak, AB Komisyonu üzerinde uzun süredir çalıştığı “Endüstriyi Teşvik Yasası”nı 4 Mart 2026 tarihinde kabul etti.
AB’yi ticarette ciddi anlamda zora sokan Çin ile değişik GV’si uygulamalarıyla AB ticaretini baskılayan ABD’yle karşılıklı ticareti dengeleyebilmeyi hedefleyen AB, bu yeni düzenlemeyi; büyük ölçüde “Made in Europe” “Avrupa Üretimi” temel anlayışı üzerine inşa etmiş bulunmaktadır. Söz konusu yeni yasa içeriği; AB kamu ihalelerine katılım, Avrupa bünyesinde yatırımları ve üretimi teşvik edecek yardımlardan faydalanma ve rekabeti güçlendirmek için tasarlanan diğer devlet yardımlarının dağıtımında, “Avrupa” tercihini güçlendirerek ön plana çıkarmaktadır.
Kamu alımlarında ve destek programlarında Avrupa’da üretilen ürünlere öncelik getirmeyi amaçlayan, bu yeni “Made in Europe” (veya Made in EU) kavramı üzerine inşa edilmiş bu düzenlemeye, AB ile gerçekleştirilen uzun müzakereler sonucunda 1996 da yürürlüğe giren 1/95 sayılı, GB anlaşması çerçevesinde Türkiye’de dahil edilmiştir. Bu durum ülkemiz ekonomisi açısından oldukça önemlidir.
Avrupa Birliği, ABD ve Çin’e kıyasla ekonomik durgunlukta olduğu bir dönemde, Washington ve Pekin’in bağımlılıklarını azaltma yönünde etkin rol oynayacağına inandığı bu yeni düzenlemeyle, 2035 yılına kadar sanayisinin Avrupa orijinli ürünlerle AB’nin GSYİH hasılasının %20’sine (bugün %14’e karşılık) ulaşmayı hedeflemektedir.
Bu yeni düzenlemeyle AB, stratejik olarak kabul edilen sektörlerde Avrupa tercihini önceliklendirmekte ve bu sayede bu sektörleri özel avantajlı bir konumda tutmaktadır. Yasa AB kamu kaynaklarının (kamu sözleşmeleri, açık artırmalar, devlet yardımı ve diğer finansal destek biçimleri) dağıtım ve kullanımını, teşvik ödemelerini, karbonsuz ağır sanayinin belirli bölümleri için üretimin bir kısmının Avrupa’da konuşlandırılmasıyla uzun vadede bazı kimyasalları ihtiva eden temiz teknolojilerin, rüzgar enerjisi, yenilenebilir enerji elektrolizörleri vb. sektörlere verilecek desteklerde bir öncelik şartı “ön koşul” olarak öngörmektedir. Ayrıca, ısı pompaları, nükleer sektör, batarya depolama sistemleri, güneş enerjisi sistemleri, otomobil, elektrikli ve hibrit araçlar da yeni yasa ile desteklenmesi hedeflenen sektörler arasında yer almaktadır.
AB Komisyonu, yasa ile önceliklediği sektörlerde kamu desteğinden yararlanabilmeyi özel uygunluk kriterlerine bağlamaktadır. Örneğin, üye devletler, öngörülen teşviklerden yararlanabilmek için pil dışındaki bileşenlerin %70’inin Avrupa’da üretilmesi, en az üç pil bileşeni (hücreler dahil) ve kullanılan alüminyumun %25’inin AB menşeli olması, şirketlerin elektrikli veya hibrit araç filosu kurmaya yönelik teşviklerden yararlanabilmelerini bu esaslara bağlamaktadır. Ayrıca bu amaçla kullanılan çeliğin %25’inin de “yeşil” kapsamında olması beklenmektedir. 2030 yılına doğru ise özellikle piller için daha sıkı yeni önlemler tasarlanmaktadır.
Gerçekleştirilen bu yeni düzenlemeyle Çin’e kıyasla bu konuda oldukça geri kalan AB üretiminin korunması ve AB’nin otomobil pili üretim kapasitesinin artırılması da hedeflenmektedir. Yeni düzenlemenin kapsadığı bir diğer alan da nükleer enerji sektörüdür. Metnin yürürlüğe girmesinden dört yıl sonra, üreticiler bir reaktördeki en stratejik bileşenlerden en az ikisinin Avrupa kaynaklı olması halinde, AB devlet yardımlarından yararlanabilecektir. İki yıl sonra ise en az üç bileşenin yerel olarak üretilmesi öngörülmektedir.
Mevcut düzenlemenin, üzerinde en çok durulan tartışılan bölümü ise “Avrupa üretimi” kavram ve tanımıdır. Avrupa’da üretim yapan şirketlerin dışında, AB’ye üye devletlerle aynı düzenlemeden faydalanabilecek üretim zincirine dahil etmek istediği “güvenilir ortaklar” kavramı, tartışılan bir konudur. Komisyon Ticaret Genel Müdürlüğü çok geniş bir tanımla Çin hariç tüm dünyayı kapsamayı öngörmesine rağmen, ‘Avrupa üretimi’ kavramının en katı anlamda oluşmasını arzu eden taraflar da bulunmaktadır.
Sonuç olarak, AB’nin STA serbest ticaret anlaşması imzaladığı 80 ülke, kamu ihaleleri ve açık artırmalara katılabilmekte veya çeşitli kamu desteklerinden faydalanabilmektedir. Benzer şekilde, AB üyesi 27 ülkenin kamu alımlarına erişim konusunda anlaşma imzaladığı yaklaşık 40 ülke de yeni rejimden faydalanma imkanına sahip bulunmaktadır. Ancak her iki durumda da “karşılıklılık ilkesi” ön şart olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, bazı sektörlerde yerel şirketlerin kamu ihalelerine ve alımlarına erişimini özel olarak destekleyen ABD, İngiltere ve Kanada, bu yeni düzenlemeden yararlanabilmek için ya kendi mevzuatlarını uygun hale getirmek ya da AB kamu ihale sürecinden vazgeçmek durumunda kalacaktır.
Sanayi politikasını yeniden canlandırmayı amaçlayan bu yeni düzenlemeyle AB, ticaret politikasında da yeniliklere gitmektedir. Bu süreç AB’nin dışa açık olmayan piyasaları serbestleştirmesini de amaçlamaktadır. AB Komisyonu “Kamu ihaleleri” ve kamu alımları konusunda, ticari ortaklarının büyük bir bölümünün “yerel ürün” tercihli sistemleri bulunduğunu, bu konuda henüz AB’yle bir anlaşması bulunmayan Çin’in, Avrupa kamu desteği ve kamu alımlarından faydalanamayacağını ileri sürmekte katma değer sağlamadan Avrupa’da kurulan bazı yabancı yatırımcıların mevcut uygulamalardan yararlanmalarına son vermeyi de amaçlamaktadır. Bazı sektörlerde, pil, elektrikli araçlar, güneş enerjisi ve kritik hammadde üretim sektörlerinde çalışanlarının en az yarısının Avrupa menşeli olması gibi şartlara uyum zorunluluğu getirmektedir.
Yasa üzerindeki müzakerelerin üye ülkeler, Avrupa Parlamentosu ve üçüncü ülkelerle devam edeceği ve zorlu görüşmelerin yaşanacağı tahmin edilmektedir. AB Komisyonu önemli ölçüde mevcut düzenlemeyi destekleyen Fransa, İtalya ve İspanya’ya güvenmektedir. Almanya’nın ise, ABD, İngiltere gibi bazı üçüncü ülkelerin daha olumlu bir konumda kalabilmesi için gayret edeceği düşünülmektedir.
AB Komisyonu halen sürdürülen müzakerelerle “Made in Europe” uygulama esaslarının ve kriterlerinin yeni şeklini belirleyecek olup, bu yönde alternatif taslaklar üzerinde çalışmaktadır. AB’nin bu kavram tanımını genişletmesi de beklenmektedir. Nitekim yapay zekâ, bulut, biyoteknoloji gibi yeni kavramları da ihtiva edecek yeni bir tanım üzerinde durulmakta ve özellikle ülkemizi de çok yakından ilgilendiren Savunma Sanayi sektöründe kamu alımlarını doğrudan etkileyecek, yeni erişim kurallarının belirlenmesi de beklenmektedir.
AB’nin bir sonraki dönem topluluk bütçesi (2028-2034) kapsamında kamu alımları ve rekabet gücünün artırılmasına tahsis edilecek fon miktarları, ülkemizi ve AB ile ticaretimizi doğrudan etkileyecek önemli hususlardır.
AB’nin kamu ihale ve kamu alımlarıyla, tüm üye devletlerde öngörülen yardım ve üretim teşviklerinin dağıtımında, Avrupa tercihini öncelikleyen, yabancı sermaye yatırımlarının kontrolünü güçlendirmeyi amaçlayan bu düzenleme çalışmaları ülkemizi de çok yakından ilgilendirmektedir.
Her ne kadar ülkemiz GB kapsamında yer alsa da, diğer bazı uygulamalarda karşılaşılabildiği gibi, yapılacak düzenlemelerde kullanılacak bazı teknik terimler nedeniyle ülkemizin kapsamının yeni sistemden yararlanamaması söz konusu olabilir. Özellikle son süreçte önemli atılımlar sağlayarak gelişen savunma sanayi sektörümüz açısından bu durum büyük önem taşımaktadır.
Bu itibarla, gerek AB ile ticaretimizin aksamadan devamında gerekse, AB’ye entegre olma yönünde büyük mesafe kat etmiş bulunan Savunma Sanayi gibi hassas sektörlerimizin geleceği açısından özel ihtimam gösterilmesi bir zorunluluk olarak görülmektedir. Üretimimizin ve ekonomimizin önemli ölçüde uyum sağladığı Avrupa ile endüstriyel entegrasyonumuzun devamlılığı açısından özel özen gösterilmesi gerekmektedir.
Ömer Faruk DOĞAN
Ankara, 17.Temmuz.2026
TUİÇ Akademi sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.


