Sırbistan, 25 Ekim’de erken parlamento seçimlerine gidiyor. Bu seçim, teknik olarak bir meclis yarışı gibi görünse de fiilen Aleksandar Vučić’in 14 yıllık iktidarına karşı bir referanduma dönüşmüş durumda. Bir yanda “Ujedinjena Srbija” (Birleşik Sırbistan) listesiyle başbakanlığa aday olan Vučić; diğer yanda ise Novi Sad tren istasyonunun çöküşünün ardından neredeyse iki yıldır süren protestoların ürünü olan “Studenti pobeđuju” (Öğrenciler Kazanıyor) listesi var. “Sırbistan mı, mafya mı?” sorusu, kampanyanın merkezine oturmuş durumda.
Aleksandar Vučić’in 14 yıllık siyasi hakimiyeti ilk kez bu ölçekte örgütlü bir toplumsal meydan okumayla karşı karşıya. Novi Sad faciasıyla başlayan öğrenci protestoları artık bir seçim alternatifine dönüşmüş durumda. Ancak asıl soru Vučić’in kaybedip kaybetmeyeceği değil, sokakta oluşan toplumsal muhalefetin sandık yoluyla kalıcı bir siyasi ve kurumsal dönüşüm yaratıp yaratamayacağı.
Bu sürecin başlangıç noktası, 1 Kasım 2024’te Novi Sad tren istasyonunda beton sundurmanın çökmesi ve 16 kişinin hayatını kaybetmesiydi. Başlangıçta bir altyapı faciası olarak görülebilecek olay, kısa sürede kamu ihaleleri, yolsuzluk, denetim eksikliği ve siyasi sorumluluk tartışmalarının merkezine yerleşti.
“Yolsuzluk öldürür” sloganıyla başlayan gösteriler, yalnızca sorumluların cezalandırılmasını değil, devlet kurumlarının hesap verebilir hale getirilmesini talep eden geniş bir toplumsal harekete dönüştü.
Burada önemli olan, protestoların tek bir olayla sınırlı kalmamasıydı. Novi Sad faciası, Sırbistan toplumunda uzun süredir biriken kurumsal güvensizliğin görünür hale gelmesini sağladı. Öğrenciler bu memnuniyetsizliği örgütleyen ve farklı toplumsal kesimleri bir araya getiren aktörler olarak öne çıktı.
Bugün gelinen noktada Sırbistan, yalnızca bir iktidar değişikliği ihtimalini değil, siyasi sisteminin işleyişine ilişkin daha kapsamlı bir tartışmayı yaşıyor.
Vučić’in İstifası ve 14 Yıllık İmaj
Aleksandar Vučić’in 27 Eylül 2026’da cumhurbaşkanlığından istifa etmesi, seçim sürecinin en önemli siyasi gelişmelerinden biri oldu. Anayasal olarak üçüncü kez cumhurbaşkanı seçilemeyen Vučić, erken seçimlerde partisinin listesinin başına geçerek başbakanlığa aday oldu. Cumhurbaşkanlığı görevini ise geçici olarak Meclis Başkanı Ana Brnabić devraldı.
Bu hamleyi yalnızca bir görev değişikliği olarak değerlendirmek eksik olacaktır.
Vučić’in siyasi gücü, uzun süredir bulunduğu makamın anayasal yetkilerinden daha geniş bir etki alanına dayanıyor. Sırp İlerleme Partisi’nin (SNS) ülke genelindeki örgütlenmesi, medya üzerindeki etkisi, kamu yönetimiyle kurulan ilişkiler ve lider merkezli siyasi iletişim, bu gücün temel unsurlarını oluşturuyor.
Dolayısıyla cumhurbaşkanlığından başbakanlığa geçiş girişimi, kişiselleşmiş iktidarın anayasal sınırlarla karşılaştığında kendisini farklı bir kurumsal biçimde yeniden üretme stratejisi olarak okunabilir.
Vučić’in 2012’de başbakan yardımcılığıyla başlayan iktidar yolculuğu, 2014’te başbakanlık, 2017’de ise cumhurbaşkanlığıyla devam etti. Bu dönemde siyasi imajını istikrar, ekonomik büyüme ve güçlü liderlik üzerine kurdu. Milliyetçi siyasi geçmişinden pragmatik ve uluslararası aktörlerle çalışabilen bir devlet adamına dönüşme anlatısı, özellikle yabancı yatırımlar ve altyapı projeleriyle desteklendi.
Ancak Novi Sad faciası bu anlatının en hassas noktasını hedef aldı, devletin etkinliği ve güvenilirliği.
Vučić’in karşı karşıya olduğu sorun artık yalnızca ekonomik performansını veya dış politika başarılarını savunmak değil. Aynı zamanda devlet kurumlarının neden yeterince hesap verebilir olmadığı sorusuna yanıt vermek zorunda.
Bununla birlikte SNS’nin ülke genelindeki teşkilat ağı, kamu yönetimindeki etkisi ve seçim tecrübesi dikkate alındığında, iktidarın siyasi kapasitesini kaybettiğini söylemek için henüz erken.
Öğrenci Hareketi: Sokaktan Sandığa
Seçimlerin en dikkat çekici aktörü, kuşkusuz öğrenci hareketi.
Studenti pobeđuju, geleneksel anlamda bir siyasi parti değil. Vatandaşlar grubu (grupa građana) modeli üzerinden seçimlere katılan hareket, öğrenci protestolarının yarattığı toplumsal enerjiyi parlamenter siyasete taşımayı amaçlıyor.
Hareketin en özgün özelliklerinden biri, protestoları örgütleyen öğrencilerin doğrudan siyasi liderlik üstlenmek yerine farklı meslek gruplarından isimleri aday göstermesi.
Listenin başında Novi Sadlı kardiyolog ve akademisyen Ilija Srdanović yer alıyor. Eski Sırbistan Merkez Bankası Başkanı Dejan Šoškić, basketbol dünyasının tanınmış isimlerinden Dejan Bodiroga, oyuncu Tihomir Stanić, sosyolog Jovo Bakić ve akademisyen Aleksandar Baucal gibi isimler de hareketin öne çıkan temsilcileri arasında bulunuyor.
Bu tercih, öğrenci hareketinin yalnızca protesto örgütleyebilen bir yapı değil, aynı zamanda ülkeyi yönetebilecek bir kadro alternatifi olduğunu gösterme çabası olarak değerlendirilebilir.
Hareketin karar alma süreçlerinde kullandığı öğrenci plenumları da dikkat çekiyor. Kolektif karar alma ve yatay örgütlenme anlayışı, Vučić’in lider merkezli siyasi modeline karşı farklı bir siyaset yapma biçimi sunuyor.
Ancak burada önemli bir çelişki bulunuyor.
Lidersiz veya yatay örgütlenme, protesto hareketlerinde geniş katılımı kolaylaştırabilir. Farklı ideolojik grupların ortak bir talep etrafında birleşmesini sağlayabilir. Buna karşılık hükümet kurmak, bütçe hazırlamak, bürokrasiyi yönetmek ve dış politika kararları almak, daha belirgin bir siyasi sorumluluk ve karar alma mekanizması gerektirir.
Öğrenci hareketinin seçim sonrasındaki en önemli sınavı da burada başlayacak.
Toplumsal meşruiyetini kurumsal kapasiteye dönüştürebilecek mi?
Muhalefetin Birliği: Güçlü İttifak, Kırılgan Gelecek
Öğrenci Listesi’nin yükselişi, Sırbistan’daki geleneksel muhalefet partilerinin stratejilerini de değiştirdi.
Demokrat Parti, Yeşil Sol Cephe, Özgür Vatandaşlar Hareketi ve farklı ideolojik çevrelerden siyasi aktörler, öğrenci hareketine çeşitli düzeylerde destek verdi. Bununla birlikte, bütün muhalefet partileri tek bir seçim listesinde birleşmiş değil. Bazı partiler ayrı listelerle yarışmayı sürdürüyor.
Bu ayrım önemli. Çünkü Vučić karşıtlığı, otomatik olarak ortak bir hükümet programı anlamına gelmiyor.
Öğrenci hareketini destekleyen çevreler arasında Avrupa Birliği yanlısı liberaller, çevreci hareketler, merkez sağ seçmenler ve milliyetçi gruplar bulunuyor. Bu kesimlerin ortak noktası mevcut siyasi düzene duydukları itiraz olsa da, Kosova, Rusya, ekonomik reformlar ve toplumsal politikalar konusunda aynı görüşleri paylaştıklarını söyleyemeyiz.
Bu nedenle geniş tabanlı muhalefet yapısı, seçim öncesinde önemli bir avantaj yaratırken seçim sonrasında kırılganlık kaynağına dönüşebilir.
Sırbistan açısından asıl mesele, farklı siyasi eğilimlerin Vučić karşıtlığını aşan ortak bir yönetim programı oluşturup oluşturamayacağıdır.
Anketler: İlk Kez Gerçek Bir İktidar Değişikliği İhtimali
Seçim öncesindeki kamuoyu araştırmaları, Sırbistan’da uzun zamandır görülmeyen ölçüde rekabetçi bir tabloya işaret ediyor.
NSPM’nin 25 Eylül/5 Ekim 2026 tarihleri arasında gerçekleştirdiği ve 20 Ekim’de yayımladığı araştırmada, kararını açıklayan seçmenler arasında Öğrenci Listesi yüzde 44,5, Vučić’in listesi ise yüzde 42,7 oranında destek görüyor.
Araştırmada kararsız ve yanıt vermeyenlerin oranı yüzde 18,3. Bu durum, seçim sonucunun hala önemli ölçüde belirsizlik taşıdığını gösteriyor.
Üstelik bütün araştırma şirketleri aynı tabloyu ortaya koymuyor. Bazı anketlerde Vučić’in avantajını koruduğu görülüyor. Bu nedenle tek bir araştırmadan hareketle kesin bir seçim sonucu öngörmek doğru olmasa da Sırbistan son dönemde iktidar değişimine hiç bu kadar yakın olmamıştı.
NSPM araştırmasının dikkat çekici bulgularından biri de katılımcıların yüzde 48,1’inin öğrenci hareketini dış müdahaleden ziyade ülke içindeki memnuniyetsizliğin bir sonucu olarak değerlendirmesidir. Bu veri, Vučić’in protestoları dış güçlerin etkisiyle ilişkilendiren siyasi söyleminin toplumun tamamında karşılık bulmadığını göstermektedir.
Seçim sonucunu belirleyecek temel unsurlardan biri katılım oranı olacak. Öğrenci hareketi, özellikle gençler ve siyasetten uzaklaşmış seçmenler arasında yeni bir mobilizasyon yaratmaya çalışıyor. SNS ise yerleşik teşkilat yapısı ve sadık seçmen tabanıyla avantajını sürdürüyor.
Ancak yüksek katılımın otomatik olarak muhalefete yarayacağı varsayımı da dikkatli değerlendirilmelidir. Katılımın hangi bölgelerde, hangi yaş gruplarında ve hangi siyasi eğilimler arasında arttığı belirleyici olacaktır. Şehirlerde öğrenci hareketi/listesi avantajlı görünürken, kırsalda ve köylerde SNS’in daha güçlü olduğu bilinen bir gerçek.
Seçim Güvenliği ve İktidarın Devri
Sırbistan seçimlerinin en önemli meselelerinden biri, siyasi rekabetin ne ölçüde eşit koşullarda gerçekleştiğidir, zira Vučić iktidar olmanın tüm avantajlarını kullanabilmektedir.
Uluslararası gözlemciler ve bağımsız kuruluşlar, önceki seçimlerde medya görünürlüğündeki eşitsizlikler, kamu kaynaklarının siyasi amaçlarla kullanılması, seçmenler üzerindeki baskı iddiaları ve seçim süreçlerinin şeffaflığı konusunda çeşitli eleştiriler yöneltmişti.
2026 seçimleri öncesinde de benzer tartışmalar sürüyor. Uluslararası basına yansıyan haberlerde seçim ortamındaki şiddet, baskı iddiaları ve dijital gözetim endişeleri gündeme geliyor.
Dolayısıyla 25 Ekim’de yalnızca hangi listenin daha fazla oy aldığına değil, seçimlerin nasıl gerçekleştiğine de bakmak gerekecek.
Burada üç ayrı aşama bulunuyor: 1- Seçmenlerin tercihlerini özgürce sandığa yansıtabilmesi, 2- Oyların güvenilir biçimde sayılması ve 3- Ortaya çıkan sonucun siyasi aktörler tarafından kabul edilmesi.
Özellikle üçüncü aşama kritik. Öğrenci hareketinin seçimleri kazanması halinde, siyasi iktidarın devri ve devlet kurumlarının yeni yönetime uyumu Sırbistan demokrasisi açısından önemli bir sınav olacaktır.
Vučić’in kazanması durumunda ise protestoların yarattığı toplumsal memnuniyetsizliğin ortadan kalkacağını varsaymak gerçekçi değil. Bu nedenle seçim sonuçlarının açıklanması, siyasi krizin sona ermesinden ziyade yeni bir aşamasının başlangıcı olabilir.
Ekonomik Büyüme Neden Siyasi Memnuniyet Yaratmadı?
Vučić yönetiminin en güçlü savunma alanlarından biri ekonomik büyümedir.
IMF’nin projeksiyonları, Sırbistan ekonomisinin 2026’da yaklaşık yüzde 3,3, 2027’de ise yüzde 4 büyüyeceğine işaret ediyor. İşsizlik oranı da 2012’de yüzde 23 civarındayken 2025’te yüzde 9’un altına geriledi.
Yabancı yatırımlar, altyapı projeleri ve sanayi üretimindeki gelişmeler, hükümetin ekonomik başarı anlatısının temelini oluşturuyor. Ancak makroekonomik göstergeler ile toplumun ekonomik refah algısı her zaman aynı yönde ilerlemiyor.
Viyana Uluslararası Ekonomik Çalışmalar Enstitüsü’nün değerlendirmeleri, Sırbistan’ın büyüme performansının bölgesel karşılaştırmalar ve uzun dönemli eğilimler üzerinden daha dikkatli incelenmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Özellikle gençler açısından ekonomik mesele yalnızca iş bulabilmek değil. Ücret düzeyleri, konuta erişim, mesleki ilerleme imkanları, liyakat ve kurumsal güven de önem taşıyor. Bu noktada siyasi ekonomi ile demokratik yönetişim arasındaki ilişki daha belirginleşiyor. Ekonomik büyümenin sürmesi, kamu kaynaklarının adil dağıtıldığına veya devlet kurumlarının şeffaf çalıştığına ilişkin toplumsal güveni tek başına sağlamıyor.
Öğrenci hareketinin eğitim, sağlık, konut ve kamu yönetiminde şeffaflık gibi konuları gündeme taşıması, ekonomik taleplerle kurumsal reform taleplerinin giderek daha fazla iç içe geçtiğini gösteriyor.
Göç: Sırbistan’ın Sessiz Siyasi Krizi
Sırbistan’ın uzun vadeli sorunlarından biri, özellikle genç ve nitelikli nüfusun Avrupa Birliği ülkelerine göç etmeye devam etmesidir.
Almanya, Avusturya, Slovenya ve Hırvatistan, Sırbistan vatandaşlarının önemli göç destinasyonları arasında bulunuyor. Göçün yıllık net büyüklüğüne ilişkin tahminler kullanılan veri setine ve yönteme göre farklılaşsa da, ülkenin demografik daralma ve nitelikli işgücü kaybıyla karşı karşıya olduğu açık.
Göçün ekonomik sonuçları sıklıkla tartışılıyor. İşgücü arzının azalması, yaşlanan nüfus, sağlık ve mühendislik gibi alanlarda nitelikli personel kaybı, Sırbistan’dan göçün oluşturduğu önemli sorun başlıkları.
Ancak meselenin siyasi bir boyutu da var. Siyaset bilimci Albert O. Hirschman’ın Exit, Voice and Loyalty yaklaşımı, bu ilişkiyi anlamak açısından yararlı bir çerçeve sunuyor. Bireyler memnun olmadıkları bir sistem karşısında ayrılmayı (exit), itiraz etmeyi (voice) veya mevcut yapıya bağlı kalmayı (loyalty) tercih edebilir.
Sırbistan’da uzun yıllardır devam eden dış göç ve son dönemde yükselen öğrenci protestoları, bu iki farklı tepki biçimini birlikte değerlendirmeyi gerektiriyor.
Ülkedeki ekonomik ve siyasi koşullardan memnun olmayan gençlerin bir bölümü geleceklerini başka ülkelerde ararken, diğerleri ülkede kalarak mevcut düzenin değişmesini talep ediyor.
Tabii ki bu iki eğilim birbirinin alternatifi olmak zorunda değil. Yurt dışında yaşayan Sırbistan vatandaşları da aile bağları, siyasi iletişim ve seçim katılımı aracılığıyla ülke siyasetinde etkili olabilirler.
Bu nedenle göç, yalnızca ekonomik büyümeyi sınırlayan demografik bir sorun değil, aynı zamanda Sırbistan’ın siyasi geleceğini etkileyen toplumsal bir dönüşüm süreci olarak ele alınmalıdır.
AB, Rusya ve Çin: Vučić Sonrası Dış Politika Değişir mi?
Sırbistan’ın dış politikası uzun süredir farklı güç merkezleri arasında denge kurma stratejisine dayanıyor.
Belgrad, Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerini sürdürürken Rusya’ya yönelik Batı yaptırımlarına katılmıyor. Çin ile altyapı, teknoloji ve yatırım alanlarında ilişkilerini geliştirirken Kosova’nın bağımsızlığını tanımama politikasını koruyor.
Bu yaklaşım, uzun bir süre boyunca Vučić yönetimine uluslararası ilişkilerde belirli bir hareket alanı sağladı.
Avrupa Birliği, Sırbistan’ın en önemli ticaret ve yatırım ortaklarından biri olmayı sürdürürken, Rusya enerji ve diplomatik ilişkiler açısından önem taşıyor. Çin ise ekonomik ortaklıklar ve büyük ölçekli projeler üzerinden Belgrad’ın dış politika seçeneklerini çeşitlendiriyor.
Ancak bu denge politikasının maliyetleri de var.
Sırbistan’ın AB üyelik sürecinde hukukun üstünlüğü, demokratik kurumlar, medya özgürlüğü ve dış politika uyumu konularındaki sorunlar ilerlemeyi sınırlıyor.
Burada Avrupa Birliği açısından önemli bir ikilem ortaya çıkıyor.
Brüksel, bir taraftan Sırbistan’da demokratik reformların ilerlemesini istiyor, diğer taraftan Kosova ile ilişkiler, bölgesel güvenlik ve Balkanlar’daki istikrar açısından Belgrad yönetimiyle çalışmak zorunda.
Vučić’in uzun yıllardır uluslararası muhatap olarak kabul edilmesi, bu ikilemin bir sonucu.
Öğrenci hareketinin iktidara gelmesi halinde AB ile ilişkilerde yeni bir dönem başlayabilir. Özellikle yargı bağımsızlığı, yolsuzlukla mücadele ve kamu yönetiminde şeffaflık alanlarında reform girişimleri, üyelik sürecine olumlu yansıyabilir.
Ancak hükümet değişikliğinin dış politikada otomatik bir kopuşa yol açacağını düşünmek gerçekçi değil.
Kosova meselesi, Rusya ile tarihsel ve siyasi ilişkiler ve Çin’in ekonomik ağırlığı, yalnızca Vučić’in kişisel tercihlerinden kaynaklanmıyor. Bu başlıkların Sırbistan toplumunda ve siyasi elitleri arasında daha geniş karşılıkları bulunuyor.
Dolayısıyla Vučić sonrası Sırbistan’ın mutlaka daha Batı yanlısı olacağı söylenemez; bunu soykırım suçlusu Ratko Mladic’in Belgrad’daki cenaze törenineki yoğun katılım ile gördüğümüzü söyleyebiliriz.
Asıl değişim, dış politika tercihlerinden önce bu tercihlerin hangi kurumlar ve hangi karar alma mekanizmaları üzerinden belirlendiğinde yaşanabilir.
Bosna-Hersek ve Balkanlar İçin Ne Anlama Geliyor?
Sırbistan seçimlerinin sonuçları yalnızca ülkenin iç siyasetiyle sınırlı kalmayacak.
Belgrad’ın bölgesel politikaları, özellikle Bosna-Hersek, Kosova ve Karadağ açısından önem taşıyor.
Bu çerçevede en dikkat çekici ilişkilerden biri, Vučić ile Bosna-Hersek’teki Republika Srpska’nın siyasi liderliği arasındaki yakınlık.
Milorad Dodik ile Vučić arasındaki siyasi ilişkiler, uzun süredir Sırbistan’ın Bosna-Hersek politikasının önemli unsurlarından biri oldu. Belgrad’ın Republika Srpska ile kurduğu ekonomik, kültürel ve siyasi bağlar, Bosna-Hersek’in iç siyasi dengeleri üzerinde de etkili.
Sırbistan’da yaşanabilecek bir iktidar değişikliği, bu ilişkilerin biçimini değiştirebilir.
Ancak burada da dikkatli olmak gerekiyor. Sırbistan’da hükümetin değişmesi, Belgrad’ın Republika Srpska’ya yönelik ilgisinin sona ereceği anlamına gelmez. Sırbistan’ın Bosna-Hersek’teki Sırp toplumuyla ilişkileri, parti siyasetinin ötesinde tarihsel, toplumsal ve kurumsal temellere dayanıyor. Bu noktada da yine Bosnalı bir Sırp olan savaş suçlusu, soykırımcı Ratko Mladic’in yıllarca Sırbistan’da saklanabilmiş olması, cenazesinin Belgrad’da düzenlenmesinden açıkça görebiliyoruz.
Buna karşılık, yeni bir yönetimin Bosna-Hersek’in egemenliği, Dayton düzeni ve bölgesel işbirliği konularında farklı bir diplomatik üslup benimsemesi mümkün.
Özellikle demokratik kurumların güçlendirilmesini önceleyen bir hükümetin, bölgesel meselelerde kişisel liderlik ilişkileri yerine daha kurumsal mekanizmalara ağırlık vermesi beklenebilir.
Bununla birlikte, öğrenci hareketinin farklı ideolojik eğilimleri bünyesinde barındırması, Bosna-Hersek ve Kosova gibi hassas konularda hızlı bir politika değişimini zorlaştırabilir. Öğrenci protestolarında da aşırı milliyetçi eğilimlerin ve Kosova’yı Sırbistan’ın bir parçası olarak gören yaklaşımların zaman zaman görüldüğünü unutmamak gerekiyor.
Sırbistan seçimleri bu açıdan Balkanlar’daki siyasi ilişkilerin yeniden tanımlanması için bir fırsat yaratabilir, ancak tek başına bölgesel sorunları çözmeyecektir.
Sonuç: Sandığı Kazanmak, Sistemi Değiştirmeye Yeter mi?
25 Ekim seçimleri, Sırbistan’da 14 yıllık siyasi düzenin karşı karşıya kaldığı en ciddi sınavlardan biri.
Vučić’in liderliğindeki SNS, güçlü teşkilat ağı, siyasi deneyimi ve kurumsal avantajlarıyla önemli bir aktör olmayı sürdürüyor. Öğrenci hareketi ise toplumsal mobilizasyon kapasitesi, genç seçmenler üzerindeki etkisi ve geleneksel parti siyasetinin dışında konumlanmasıyla gerçek bir alternatif oluşturuyor.
Ancak bu seçimlerin tarihsel önemini yalnızca hangi tarafın kazanacağı belirlemeyecek.
Öğrenci hareketinin kazanması halinde, protestolar sırasında elde edilen toplumsal meşruiyetin devlet yönetimine nasıl aktarılacağı sorusu ortaya çıkacak. Farklı ideolojik kesimlerden oluşan bir siyasi yapının ortak hükümet programı oluşturması, kamu yönetimini devralması ve kurumsal reformları gerçekleştirmesi kolay olmayacak.
Vučić’in kazanması durumunda ise seçim zaferi, toplumda biriken kurumsal güvensizliği ve siyasi memnuniyetsizliği kendiliğinden ortadan kaldırmayacak.
Her iki senaryoda da Sırbistan’ın önünde önemli bir siyasi yeniden yapılanma dönemi bulunuyor.
Balkanlar’ın yakın siyasi tarihi, güçlü liderlerin iktidardan ayrılmasının her zaman güçlü demokratik kurumların ortaya çıkmasıyla sonuçlanmadığını gösteriyor. Bir liderin yerini başka bir liderin alması, devletin işleyiş biçimi değişmediği sürece sınırlı bir dönüşüm yaratabilir.
Bu nedenle Sırbistan’daki asıl mücadele, Vučić’in siyasi kariyerinden daha büyük bir meseleye dönüşmüş durumda.
25 Ekim’de yanıt aranacak soru yalnızca Vučić’in kaybedip kaybetmeyeceği değil, Sırbistan’da sokakta doğan değişim talebinin sandıktan geçerek devletin kurumlarını dönüştürüp dönüştüremeyeceğidir.
Seçimlerin gerçek sonucu da yalnızca 25 Ekim gecesi açıklanacak oy oranlarında değil, sonrasında kurulacak siyasi ve kurumsal düzende görülecek.
TUİÇ Akademi sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.


