2025 Ocak ayında ABD Başkanlığını kazanan Donald Trump’ın görevi devralmasının ardından Gümrük Vergisi (GV) oranları üzerinden dünya ticaretini yeniden düzenleme yaklaşımı sonucu yaklaşık 184 ülkenin tabi olduğu dünya ticaretini etkileyen yeni bir süreç başlamıştır. Esas olarak dünya ticaretinde ön plana çıkan Çin’in ABD ekonomisi ve ABD pazarı üzerindeki baskısını azaltmaya ve ABD ekonomisini canlandırmaya yönelik başlatılan bu yeni küresel ticaret mücadelesi Afrika kıtasını da etkisi altına almış bulunmaktadır.
2025 yılı mayıs ayında Trump, 30 Afrika ülkesini kapsayan yükseltilmiş yeni GV oranlarını 30 Eylül 2025’e kadar geçerli olmak üzere ilan etmiştir. Güney Afrika’da küçük bir krallık olan Lesotho’da %50 GV’ye tabi tutulmuştur, halbuki ülkenin 2023’te kişi başı GSYİH’si 920 doların altında ve ekonomisi Amerikan pazarına tekstil ihracatına bağlı olup, dış yardımlarla ayakta duran küçük fakir bir Afrika ülkesi olması dikkat çeken özel bir durumdur.
ABD’nin tüm ticaret ortaklarını hedef alan %10’luk minimum GV oranına ilaveten, Mayıs 2025’te açıklanan 56 ülkeye yönelik %50’ye ulaşan ilave GV uygulanacak ülkeler arasında 20 Afrika ülkesi de yer almıştır. Bunlar arasında Madagaskar ve Mauritius (tarifeler sırasıyla %47 ve %40’a yükseltilmiştir), ayrıca Botsvana (%37), Angola (%32), Libya (%31), Cezayir (%30) ve Güney Afrika (%30) olmak üzere örnek verebileceğimiz diğer Afrika ülkeleridir.
Her ne kadar bu yeni GV oranları, ABD ile ticaret fazlası olan ülkeleri ticaret dengesini oluşturmaya zorlamak amaçlı olarak ifade edilse de birçok ülkenin ekonomik durumları ve içerisinde bulundukları güçlüklerin dikkate alınmadan uygulamaya koyulduğu gözlenmektedir. Afrika’da bilinen ekonomi uzmanları ABD’ye tekstil ve vanilya ihraç eden Lesotho ve Madagaskar gibi ülkelerin, sanayileşme süreci arifesinde, ihracat dışında ikinci bir imkanları bulunmadığından sanayi gelişimlerini tamamlayamadan ağır bir ekonomik gerileme riski ile karşı karşıya kalacaklarını vurgulamaktadırlar.
2024 yılında ABD’nin Afrika’dan yapmış olduğu toplam ithalatın 39 milyar dolar seviyesinde kaldığı dikkate alındığında, esas olarak bu durumun Afrika ülkelerini çok şiddetli etkilemeyeceği, ama ekonomik istikrarın sağlanabilmesi için bu ülkeleri asıl hedef olan Çin’e daha fazla yaklaştıracağını belirtmek mümkündür.
Ayrıca ABD’nin ham petrol, doğal gaz ve stratejik mineralleri için ilan edilen yüksek GV oranlarından muaf tutulması ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konudur. Üzerinde durulması gereken bir diğer husus ise vanilya örneğinde olduğu gibi ABD’li tüketicilerin başka bir kaynaktan temin imkânı olmayan ürünlerde esas olarak ABD’li tüketicilerin ilave maliyet artışı ile cezalandırılması konusudur.
GV oranları ile dünya ticareti yeniden düzenleme yaklaşımının dünya ticaretini duraksatıcı etkisi olacağı, özellikle Çin’in ihracatında karşılaşılacak yavaşlama nedeniyle emtia fiyatlarında bir durgunlaşma, hatta gerilemenin söz konusu olabileceği; bu durumdan da en fazla ekonomisi tamamen kısıtlı ürünler ihracatına dayalı Afrika ülkelerinin daha yoğun şekilde etkileneceğini, yeni yabancı sermaye çekmede güçlüklerle karşılaşabileceklerini tahmin etmek zor değildir. Bir başka ifadeyle, Afrika ülkeleri kısıtlı ihraç ürünlerine yeni pazar ve yeni ekonomik partner bulma ve dengeli ticaret ve ekonomik ilişki arayışına zorlanacaklardır.
Çin’in oldukça baskın olduğu Afrika’da, ABD’nin bu yaklaşımı beklenmedik birçok olumsuzluğu da beraberinde getirecektir ve ülkeleri ekonomik olarak daha güçlü ve cazip konumdaki Çin’e yaklaşmaya zorlayacaktır. Bu durumu tahmin eden ABD yaklaşık 30 Afrika ülkesiyle geçici bir ticaret anlaşmasını yeniden yürürlüğe almıştır. Afrika Büyüme ve Fırsat Yasası (AGOA); birçok Afrika ürününün gümrük vergisi olmadan Amerikan pazarına girmesine imkân sağlayan, ayrıcalıklı ticaret muamelesi olarak bilinen ve 2000 yılında başlatılmış bulunan bu anlaşma, 3 Şubat Salı günü, Temsilciler Meclisi’nde onaylanarak. 2026 sonuna kadar yürürlük kazanmıştır. Bu suretle ABD’ye ithal edilecek birçok Afrika ürünü için vergi muafiyeti AGOA çerçevesinde geriye dönük etkiyle 2026 sonuna kadar geçerli kılınmıştır.
Afrika ülkelerinin bir dizi ön şarta (siyasi çoğulculuk, insan haklarına saygı, yolsuzlukla mücadele vb.) bağlı kaldıkları sürece, birçok ürünü GV olmadan ABD pazarına sevk edebilecekler. Yeni kabul edilen bu anlaşma Afrika kıtasındaki elli dört ülkeden, otuzunu teorik olarak kapsarken, tekstil, bazı tarım ürünleri, yem ve arabalara kadar geniş bir ürün yelpazesini kapsamakta olup, birçok siyasi ön koşul ihtiva etmekte bu anlaşma aynı zamanda Afrika ülkelerinin öncelikli olarak ABD ürünlerini tercihini de öngörmektedir.
Kimliklerini yeniden edinme ve kendi bağımsızlıkları konusunda taviz vermeme taraftarı olan Afrika ülkelerinin bu yeni yaklaşımı ne ölçüde benimseyebilecekleri ayrı bir değerlendirme konusudur. Özellikle ABD’nin kıtadaki en büyük rakibi Çin’in Sn. Cumhurbaşkanımızın “Dünya 5’ten Büyüktür” söylemi kıtada büyük kabul görmüştür. Bu durumdan etkilenen Çin, Afrika’da “5 hayır” söylemini üretmiş; “Afrika ülkelerinin bağımsızlığına, iç işlerine, ilişki şekillerine, kimlik değerlerine karışmaya “Hayır” sözünü geliştirmiştir. Bu itibarla ABD’nin demokrasi inşa etme başlığı altında GV muafiyeti iddiasıyla, Afrika ülkelerine şart koştuğu siyasi kuralların bu ülkelerde ne ölçüde kabul göreceği ise çok ayrı bir tartışma konusudur.
Halbuki, Türkiye çok açık, çok net bir tavır ve tutum ile 2003 yılından bu yana, Sn. Cumhurbaşkanımızın çerçevesini çizerek ortaya koyduğu yeni “Afrika Stratejisi” kapsamında bir çok Afrika ülkesiyle herhangi bir şekilde siyasi taviz ve kendi değerlerinden ödün vermeden, kendi kimlik değerlerini koruyarak, diz ve göz hizasında yeni bir ilişki şekli geliştirilebileceğini ve istikrarlı bir şekilde sürdürülebileceğini “Kazan-Kazan” ilişkisine dayalı yeni bir ilişki modelinin mümkün olabileceğini ortaya koymuş ve başarıyla uygulamıştır. Nitekim, bu yaklaşımdan hareketle birçok Afrika ve sahra ülkesi kendi tam ekonomik bağımsızlıklarını kazanma yönünde ciddi adımlar atmış, farklı yaklaşımlara bu anlamda yeni bir tepki ve temkinlilik geliştirmiştir. Bazı Batılı çevrelerin Türkiye ve özellikle Sn. Cumhurbaşkanımıza yönelik olumsuz söylemlerin temelinin bu olguda aranması gerekmektedir.
Nitekim, karşılıklı kazan-kazan ve saygı anlayışına dayanan bu ilişki sonucunda Afrika’daki müteahhitlik yatırımlarımız da ticaret hacmimizde önemli ölçüde artmış bulunmaktadır. Kıtaya 2025 yılı ihracatımız %16,6 artış ile yaklaşık 25 milyar USD, toplam ticaret hacmimiz ise 40 milyar USD seviyesine yaklaşmıştır. Dünya ticaretinin giderek daraldığı, birçok olumsuzluğun yaşandığı bu süreçte Afrika ile ticaret hacmimizin kayda değer ölçüde arttığını, temelde karşılıklı kazan-kazan, göz-göze, diz-dize karşılıklı seviyeli saygı anlayışına dayandığını ifade etmek mümkündür.
ABD’nin bu ön koşullu yeni GV muafiyet yaklaşımının Afrika ülkeleri tarafından ne ölçüde kabul göreceği üzerinde durulması gereken ayrı bir konudur. Çin’in bütün gayretlerine rağmen çabalarının karşılığında arzu ettiği ölçüde ilerleyememesi önemli ölçüde taraflar arasında kültür, anlayış, değer farklılığıyla, karşılıklı ilkelerin ortak noktada bir araya gelmesi güçlüğünden kaynaklandığını söylemek mümkündür. Çin’in Afrika’ya yönelik özellikle madenler temelli tek taraflı özel çıkar ilgisinin kıtada biliniyor ve yadırganıyor olmasıysa, tüm Afrika’da Türkiye’nin değer ve imkanlarını önemle artırmaktadır.
Türkiye kıtadaki varlığıyla sadece karşılıklı ticari ilişki değil, siyasal ve ekonomik anlamda da Afrika lehine yeni bir ilişki modelini ortaya koymuş, Afrika’nın ve Afrikalının tüm ülkeler nezdinde değerini artırmıştır.
Ömer Faruk Doğan – Şubat 2026 Ankara


