ABD Başkanı Trump’ın 2025 başında ikinci kez başkanlık görevine gelmesiyle, iki büyük ekonomik güç arasındaki ekonomik rekabet ciddi seviyelere ulaştı. Trump başlangıçta Çin’e karşı rekabette AB ile paralel hareket etme arzusuna olumlu yaklaşarak paralel tedbirler aldı. Ancak, Ukrayna-Rusya savaşının AB’ye yönelik maliyeti ve getirdiği ilave yük, özellikle Rusya’ya karşı alınan tedbirler kapsamındaki kısıtlamalar, enerji sektörü başta olmak üzere, AB ekonomisini oldukça zorladı ve ekonomik daralmaya neden olan enerji krizi, AB’nin rekabette ne ABD ne de Çin ile arzu ettiği seviye gelmesini önledi.
Ukrayna-Rusya savaşının 4 yılı arifesinde, AB’nin geçtiğimiz yıl ekonominin yeniden canlandırılması amacıyla tahsis ettiği 100 milyar avroluk kalkınma desteği projesinin, uygulamaya yönelik iç tartışmalar nedeniyle arzu edilen hızda hayata geçirilememesi, AB’nin rekabet gücü ve ekonomik büyümesine engel oluşturmuştur. Nitekim, şubat ayı başında Eurostat’ın açıklamış olduğu ekonomik veriler mevcut durgunluğu doğrular niteliktedir.
Tüm bu gelişmelerin farkında olan AB, rekabet kabiliyetini güçlendirme ve ekonomik büyüme hızını artırmaya yönelik, Devlet Başkanları düzeyinde 12 Şubat tarihinde Belçika’da rekabet semineri kapsamında, ekonomik reformları tartışmak ve yeni kararlar alabilmek amacıyla bir zirve gerçekleştirdi.
AB Devlet ve Hükümet başkanlarının katıldığı söz konusu seminer zirvesinde, liderler AB’nin karar mekanizması ve uygulamaya geçişte karşılaştığı yavaşlık ve gecikmelerden bahisle, düzenlemelerin çokluğuna rağmen uygulamada fiili varlığın eksikliğine değinerek, bu durumun AB rekabet gücünün azalmasına neden olduğu görüşünü ortaya koydular.
AB’nin söz konusu rekabet semineri arifesinde AB’nin genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos 6 Şubat 2026 tarihinde Ankara’ya resmi bir ziyaret gerçekleştirdi. Sayın Kos, Dışişleri Bakanımız Sn. Hakan Fidan’la bir araya gelerek Türkiye’nin aday statüsünü teyit ettiler ve hızla değişen jeopolitik ortamda bölgesel istikrar ve ekonomik dayanıklılığı teşvik etmede Türkiye-AB ilişkilerinin stratejik değerine özel atıfta bulundular.
AB’nin ABD ve Çin’e karşı rekabet gücünde duraksamanın yaşandığı bu süreçte bir araya gelen her iki taraf çıkar alanlarında ve ilişkilerde son zamanlarda yapılan karşılıklı etkileşimlerin memnuniyet verici olduğunu ancak, etkileşimlerin somut eylemlere dönüştürülmesine yönelik karşılıklı kararlılıklarını yinelediler.
Yapılan görüşmede son küresel ve bölgesel gelişmelerin, Türkiye-AB ilişkilerinin stratejik önemini daha da artırdığı hususu üzerinde durulurken, Sn. Fidan, ikili ilişkilerde karşılaşılan engellerin aşılması gerektiğini vurgulayarak daha geniş, kurumsal ve çok boyutlu bir iş birliği çerçevesinin oluşturulması çağrısında bulundu.
Her iki taraf, güvenlik ve bağlantı gibi karşılıklı çıkar alanlarında iş birliğinin güçlendirilmesinin önemine atıfla, devam eden bölgesel ve küresel gelişmeler ışığında karşılıklı ilişkilerin stratejik öneme sahip olduğu vurgulanarak Karadeniz, Güney Kafkasya ve Orta Asya’da istikrar, dayanıklılık ve sürdürülebilir büyümeye katkıda bulunmak için enerji, ulaşım, dijitalleşme ve ticareti kapsayan bölgesel Bağlantı Gündem’inin şekillendirilmesine yönelik daha yakın koordinasyonun önemi üzerinde durulmuş, her iki taraf Türkiye’nin bölgede merkezi bir jeopolitik aktör olarak üstlenebileceği rolün öneminin vurgulanması, karşılıklı büyük değer taşımaktadır.
Yapılan görüşmede ayrıca, Türkiye ile AB arasında ekonomik entegrasyonun önemi tekrar teyit edilerek, Sn. Fidan, gelişen küresel ticaret dinamikleri, artan jeopolitik ve ekonomik belirsizlikler ile ikili ve bölgesel ticaret anlaşmalarının yaygınlaşması, tedarik zinciri zayıflıklarıyla, yeşil ve dijital geçişler göz önüne alındığında, Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin giderek daha aciliyet gösterdiğini vurgulaması üzerine, her iki taraf Gümrük Birliği’nin uygulanmasını iyileştirme konusunda çalışmaya devam edilmesini kabul etmiştir. Bu çerçevede, Gümrük Birliği’nin modernleşmesinin yolunu açmak ve her iki tarafın rekabet gücünü artırmaya dayalı, ekonomik güvenliği sağlama ve ekonomik dayanıklılığın karşılıklı artırılmasının desteklenmesi ve ilişkilerin tam potansiyel seviyesine ulaşabilmesi amacıyla karşılıklı anlayış ve fikir birliğinde bulunulduğu belirtilmiştir.
Görüşmede ayrıca, Avrupa Yatırım Bankası (EIB)’nin Türkiye’deki operasyonlarının yeniden başlatmasından duyulan memnuniyet ve Türkiye ile komşu bölgelerde yenilik odaklı, sürdürülebilir projeleri desteklemek için EIB ile iş birliğini daha da güçlendirme niyetleri ifade edilerek, Türk vatandaşlarına çoklu giriş vizesi verilmesini kolaylaştıran Komisyon Kararı’nın kabulüne yönelik memnuniyet vurgulanmıştır. Deprem sırasında AB’nin gösterdiği dayanışmaya atıfta bulunan Sayın Fidan, Avrupa kıtasının güvenliği, istikrarı ve refahı için Türkiye-AB dayanışmasının tüm alanlara yayılmasına yönelik önerisini altını çizerek vurgulamıştır.
Yaşanan ekonomik daralma nedeniyle AB üyesi ülkelerin büyük bir kısmının kendi durumlarını önceliklediği, bu nedenle ortak mutabakat konusunda güçlüklerin yaşandığı, bürokratik prosedürlerin alınan tedbirleri uygulanamaz hale getirdiği, AB’nin ABD ve Çin ile rekabette durgunluk yaşadığı bu süreçte AB Genişleme Komiserinin Türkiye ziyareti; AB-Türkiye ilişkileri ve Türkiye’nin AB rekabet gücüne ilave ivme kazandırma kabiliyetinin bizzat yerinde tespiti açısından ayrı bir önem taşımaktadır.
Nitekim Sn. Kos’un Türkiye ziyareti öncesinde bu duruma atıfta bulunarak, “Türkiye bizim için çok önemli bir ortak olacak. Avrupa’da barış ve istikrara hazırlanmak için Türkiye ile güçlü bir ortaklık kurulması gerekiyor” beyanı, Türkiye’nin AB istikrar, güvenlik ve rekabet gücüne ilave katkı sağlayabileceğine AB tarafından duyulan güvenin bir işareti olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
AB’deki ekonomik durumun aksine, Türkiye’de ekonomik verilerin çok daha olumlu şekilde seyrediyor olması, gerek büyüme hızı, gerek dış ticaret artışı ve ekonominin daha istikrarlı bir seviye takip ediyor olması, AB-Türkiye ilişkilerini kuvvetlendirecek yeni bir sürecin başlangıcı olabilecek niteliktedir.
Özellikle Türkiye’nin hem AB, hem ABD ve hem de Çin ile ekonomik ilişkilerini aksatmadan yürütebiliyor olması, her iki tarafın Çin’in ticari baskısını önlemek için kısıtlamalar uyguladığı süreçte, Türkiye’nin her üç kesimle de karşı karşıya gelmeden kendi ekonomik gündemini takip edebiliyor olması AB açısından da önemli ve ciddi bir başarı olarak görülmektedir.
Nitekim Türkiye’nin NATO kapsamında yürütülen tatbikatta savunma alanında ortaya koyduğu disiplin ve büyük başarının yanı sıra, özellikle BM’yle birlikte Ukrayna-Rusya savaşına rağmen her iki ülkenin mutabakatıyla 45 Milyon tona ulaşan tahıl sevkiyatının önünü açması, Karadeniz’i savaş alanına dönüşmekten ciddi şekilde koruması, sadece siyasi değil, ekonomik konularda da Türkiye’nin ciddi ve etkin birleştirici konuma sahip olduğunun göstergesi olarak değerlendirilmektedir.
Özellikle ABD’nin İran ile savaş gündemini büyük bir gayretle bölgede neden olacağı istikrarsızlık nedeniyle engellemeye gayret eden Türkiye’nin, jeostratejik konumunun getirdiği imkanları ekonomik alanda değerlendirilebileceği, istikrarlı iş birliği ve sağlıklı bir rekabet ortamının oluşturulmasında Türkiye’yi ayrıcalıklı özel konuma getirmektedir.
AB’nin altını çizerek vurguladığı Çin ve ABD ile ticari alanda daha etkin rol üstlenilebilmesi bakımından STA Anlaşmalarının çoğaltılması yaklaşımı çok doğru bir tespittir. Fakat AB’nin imzalamış olduğu STA anlaşmalarına Türkiye’nin doğrudan dahil edilmesi, AB ile 1996 yılından bu yana aksatılmadan uygulanan GB anlaşmasının önemli bir gerekliliği olup, ekonomik entegrasyonu tamamlamış, muhtemel serbest dolaşıma yönelik aksaklıkların ve vergi kayıplarının önleneceği yeni GB yaklaşımının AB rekabetine ilave güç katacağı muhakkaktır. Nitekim Sn. Fidan’da yapılan görüşmede bu konuya özel atıfla, GB’liği anlaşmasının güncellenmesi üzerinde önemle durulmuştur.
Ömer Faruk DOĞAN – Ankara, 13 Şubat 2026


