Bu çeviri, Dr. Semuhi Sinanoğlu tarafından kaleme alınan ve 27 Mart 2025 tarihinde Global Policy Journal‘da yayımlanan “Standing up for Istanbul’s Mayor Will Strengthen European Security” başlıklı İngilizce yazının tam metnidir.
Orijinaline bu bağlantıdan ulaşılabilir: https://www.globalpolicyjournal.com/blog/27/03/2025/standing-istanbuls-mayor-will-strengthen-european-security
23 Mart 2025’te Ekrem İmamoğlu, uydurma suçlamalarla—birçok belediye görevlisi ve diğer belediye başkanlarıyla birlikte—tutuklandı. Cumhurbaşkanlığına aday olmasını engellemek amacıyla üniversite diploması da iptal edildi. Rejimin amacı açıktır: Ana muhalefet partisini davalarla kuşatmak, muhalefetin kontrolündeki belediyelere zorla el koymak ve İmamoğlu’nun Erdoğan’a meydan okumasını engellemek. İmamoğlu daha önce, 2019’daki tekrarlanan seçim dahil olmak üzere, İstanbul’da AKP’yi üç kez mağlup etti.
Bu açık otoriter güç istismarı karşısında Avrupa’nın verdiği ilk tepki sönük kaldı. Kısa, dikkatli ifadeler içeren açıklamalar ya da dağınık yerel tepkiler dışında ciddi bir karşı duruş sergilenmedi. Bazı üst düzey Avrupalı yetkililer, Erdoğan’la doğrudan karşı karşıya gelmek için yeterli nedenleri olmadığını düşünebilir; Avrupa güvenliğini sağlama almak için Türk ordusuna bel bağlamayı tercih edebilirler. Kamuoyu önündeki eleştirilerin de etkisiz kalacağını, hatta rejim tarafından propaganda amacıyla kullanılacağını düşünebilirler.
Ama yanılıyorlar. Bu sefer durum farklı
Avrupa harekete geçmezse, derin Avrupa bağlantıları olan ve demokrasi yanlısı, halk desteği güçlü bir müttefiki; dış politikası öngörülemez, kapalı ve güvenilmez bir otokratik rejimle takas etmiş olacak. Aynı zamanda geriye kalan sınırlı yumuşak gücünü de tüketerek, liberal küresel düzenin savunucusu olarak AB’nin inandırıcılığını daha da zayıflatacaktır. Ekrem İmamoğlu
Avrupa’nın tepkisi, temelsiz endişe açıklamalarının ötesine geçmelidir. Kamuoyuna verilen mesajlar uyumlu, kararlı ama kışkırtıcı olmadan oluşturulmalı; aynı zamanda Avrupalı yetkililer Türk hükümetine daha derin bir angajman için inandırıcı vaatlerde bulunmalıdır—özellikle Avrupa yeniden silahlanma fonu üzerinden savunma sanayi alanında—ancak bu angajman, İmamoğlu’nun serbest bırakılması ve seçim rekabetinin yeniden sağlanması koşuluna bağlanmalıdır.
Avrupalı yetkililer neden müdahale etmek için düşük motivasyona sahip?
Muhalefet politikacıları, iş insanları ve sanatçıların tutuklanmaları gibi uyarı işaretleri zaten ortadaydı. Bu tırmanış, demokrasinin jeopolitiğe feda edilmesinin doğrudan sonucudur. Trump’ın seçilmesiyle birlikte liberal dünya düzeninin zayıflaması, Erdoğan rejimini daha da cesaretlendirmiştir.
Avrupa’daki en büyük NATO ordusuna sahip olan Türkiye, kıtanın savunmasını güçlendirmeye çalıştığı bu dönemde Avrupa güvenliğinde kilit bir aktör olarak kendini öne çıkarma fırsatı bulmuştur. Türkiye’nin Ukrayna ve Suriye’de artan etkisi göz önüne alındığında, Avrupalı liderlerin Erdoğan hükümetine güçlü eleştiriler yöneltmek ya da somut adımlar atmak için çok az teşviki vardır; bu da rejimi anlamlı uluslararası baskılardan izole eder. Ekrem İmamoğlu
Avrupa’nın demokrasi desteği neden daha etkili olabilirdi?
Avrupa’nın adlandırma-utandırma yöntemi ve diğer demokrasi destekleri Türkiye’de genellikle etkisiz kalmış ya da daha kötüsü, ters tepmiştir. Araştırmalarım, rejimin bu tür girişimleri dış müdahale olarak çerçevelediğini ve milliyetçi duyguları körüklemek için kullandığını gösteriyor. Yoğun propaganda ve derin kutuplaşma ortamında, uluslararası dayanışma muhalefeti desteklemek yerine hükümetin seçmen tabanını konsolide etmiş, Batı kurumlarına olan güveni zayıflatmış ve komplo teorilerini beslemiştir.
Örneğin, AB yetkilileri Kürt siyasetçilerin mahkûmiyetini ve hapis cezalarını kınadığında bu eleştiriler büyük ölçüde karşılıksız kaldı. Bazı durumlarda bu tür müdahaleler geri de tepti. 2021’de, aralarında Almanya ve ABD’nin de bulunduğu on ülkenin büyükelçileri, iş insanı ve insan hakları savunucusu Osman Kavala’nın hukuksuz şekilde hapsedilmesini kınayıp Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının uygulanmasını talep ettiğinde, rejim tam ölçekli bir propaganda kampanyası başlattı ve bu açıklamayı Türk yargısına Batı müdahalesi olarak gösterdi. Büyükelçilerin bu çıkışı, sonunda geri adım atmak zorunda kalmalarına neden oldu.
Avrupa bu zayıf performanstan sorumludur. Yıllar içinde Avrupa kurumları, Türkiye’deki yumuşak gücünü kaybetti. Türk vatandaşları, AB’ye yönelik hayal kırıklığını büyütmüş; üyelik sürecine dair yaklaşımı tutarsız ve ayrımcı olarak görmeye başlamıştır. Rejim de Avrupa’nın çifte standartlarını—özellikle uluslararası normların seçici uygulanması konusundaki ikiyüzlülüğünü—AB’nin güvenilirliğini sarsmak için kullanmıştır. Ekrem İmamoğlu
Bu sefer neden farklı?
Rejim, İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla, onun cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanma ihtimali karşısında bilinçli bir risk almıştır. Bu hamle, önceki baskılardan daha risklidir. Tutuklamaya yönelik kamuoyundaki tepki ve piyasa reaksiyonu, meselenin ne kadar kritik olduğunu gösteriyor. Pazar günkü önseçimde ana muhalefetin cumhurbaşkanı adayı olarak 15 milyondan fazla kişi İmamoğlu’na oy verdi. Ülke genelinde günlerdir—sert polis müdahalesine rağmen—kitlesel protestolar sürüyor. Avrupa şehirlerinde Türk diasporası da harekete geçti. İmamoğlu, Türkiye’nin en popüler siyasetçilerinden biri; farklı ideolojik grupları birleştirme becerisi ve seçim başarılarıyla öne çıkıyor. Ülkenin en büyük metropolünün belediye başkanı olarak hem mali kaynaklara hem de muhalefeti harekete geçirme kapasitesine sahip.
Üst düzey Avrupalı yetkililer sessiz kalmayı stratejik çıkarları korumanın güvenli bir yolu olarak görebilir. Ama yanılıyorlar. Avrupa’nın Rusya’ya karşı güvenlik mimarisi, dış politikası öngörülemez bir otoriter rejime bağlı olamaz. Şu açık ki—İmamoğlu hapiste kalırsa, Türkiye kapalı bir otokrasiye dönüşme yoluna girecektir. Hükümet, muhalefeti davalarla etkisizleştirerek bir sonraki seçimi fiilen anlamsız hâle getirecektir. Avrupa hareketsiz kalırsa, kamuoyu desteği yüksek, AB kurumlarıyla güçlü bağları olan ve bir sonraki seçimi kazanması muhtemel demokrasi yanlısı bir müttefiki kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacak; bunun yerine halk desteğinden yoksun, güvenlik politikaları öngörülemez bir rejimi tercih etmiş olacaktır.
İmamoğlu’na ve muhalefete destek vermek, AB’nin Türkiye kamuoyundaki itibarını yeniden inşa etmesine de yardımcı olabilir—özellikle son protestolarda ön saflarda yer alan genç kuşaklar nezdinde. Yakın tarihli bir ankete göre, genel nüfusun aksine, gençlerin neredeyse yarısı Türkiye’nin uluslararası ilişkilerde Avrupa ülkeleriyle iş birliği yapmasını istiyor. Ekrem İmamoğlu
Avrupa desteğini nasıl sunmalı?
Dağınık ve tekil destek mesajları, Türkiye bağlamında pek bir anlam ifade etmez; en iyi ihtimalle etkisiz, çoğunlukla boş sözler olarak görülür. Avrupa’nın demokrasi desteği ancak net, koordineli ve tutarlı mesajlarla etkili olabilir. Avrupa kurumları, özellikle genç kuşaklar arasında kamu güvenini yeniden inşa etmek amacıyla, demokrasi yanlısı muhalefetle dayanışma göstermek üzere kolektif olarak harekete geçmelidir. Ancak bu mesajlar, rejimin muhafazakâr destek tabanını yabancılaştırmayacak şekilde dikkatle kurgulanmalıdır.
Yine de yalnızca mesaj vermek yeterli değildir. Avrupa’nın tepkisi, söylemin ötesine geçerek somut adımları içermelidir. Hükümeti baskıyı azaltmaya ikna etmenin bir yolu, savunma sanayinde daha yakın bir iş birliğini inandırıcı şekilde önermek olabilir—örneğin Türkiye’yi, bir savunma paktı aracılığıyla Avrupa yeniden silahlanma fonuna (Security Action for Europe – SAFE) dâhil etmek ve bunu İmamoğlu’nun serbest bırakılması ile anlamlı bir seçim rekabeti şartına bağlamak. Türkiye’nin jeopolitik dengelerin değiştiği ortamda Avrupa karşısında belli bir manevra alanı olsa da, bu fon Avrupa’nın elindeki güçlü bir pazarlık kozu olmaya devam ediyor—özellikle de Türkiye’nin uzayan ekonomik krizi ve savunma sanayi genişlemesinin rejime yakın iş çevrelerine sunduğu kazançlı fırsatlar düşünüldüğünde.
Amerika’nın geri çekilişinden sonra Avrupa, liberal dünya düzenini gerçekten savunmak istiyorsa, işe İstanbul’un belediye başkanına sahip çıkarak başlamalıdır.
Dr. Semuhi Sinanoğlu, Almanya Bonn’daki Alman Kalkınma ve Sürdürülebilirlik Enstitüsü (IDOS) araştırmacısıdır. Ekrem İmamoğlu